Gazete Manşetleri

Sitemizi Beğendiğiniz mi?

Bizi Nerden Buldunuz ?

~ KiMLeR SiTeDe ~

38 ziyaretçi ve kayıtlı kullanıcı yok çevrimiçi

Mar
07
2011
Son güncelleme: 2011-03-07 Yayın tarihi: 2011-03-07
Üst Kategori: ROOT
Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlemesi: / 0
Kötüİyi 

Tarihçesi

Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğüne bağlı hayvanat bahçemiz, ilk defa 1933 yılında, müdürlük binası arka tarafında kurt, tilki, çakal, ayı, domuz, süne, kımıl vb. gibi tarıma ve halka zarar veren hayvanların teşhiri amacıyla kurulmuştur. Çeşitleri az olmakla birlikte, bu minyatür hayvanat bahçesinde ki hayvanlara karşı halkın aşırı ilgisi dikkatleri çekmiş ve düzenli bir hayvanat bahçesinin kurulmasının gereği ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Ulu Önder Atatürk, zamanın Tarım Bakanı Muhlis ERKMEN e, daha modern bir hayvanat bahçesi kurulması direktiflerini vermişlerdir. O zamanki adıyla, Gazi Terbiye Enstitüsü hocalarından Necdet PENÇE, hem projelerini çizerek hem de yapılan inşaatları bizzat kontrol ederek 29 Ekim 1940 yılında bu günkü hayvanat bahçesini halkın hizmetine açmıştır.

 

Resmi büyütmek için tıklayınız.. Resmi büyütmek için tıklayınız..

 

Ziyaret Saatleri

Hayvanat Bahçemiz yılın her günü açıktır. Ziyaret edebileceğiniz saatler ve bilet ücretleri aşağıda belirtilmiştir.

Ziyaret Saatleri Hafta İçi
Hafta Sonu
: 08:30 - 17:00
: 08:30 - 17:00
Önemli Not: Hayvanat Bahçemizi sadece spesifik bir hayvan türü için ziyaret etmeyi planlıyorsanız, lütfen sezonluk programlarımızı önceden inceleyiniz. Kimi zaman bakım ya da mevsimlik ihtiyaçlar doğrultusunda programlar yapıldığından, ziyaret ettiğiniz dönem görmek istediğiniz bölüm geçici olarak kapalı durumda bulunabilir.
Bilet Ücretleri Tam Bilet
Öğrenci
Grup Öğrenci
Otopark

: 5,00 TL
: 2,50 TL
: 1,50 TL
: 4,00 TL

 

Ulaşım

Araba ile gelmek isteyen misafirlerimiz;

1.Beşevler-Gazi Mahallesi-İstanbul Yolu yönünü takip ederek,
2. Beştepe, Çiftlik Kavşağı istikametinden Atlı Spor Kulübü güzergahını takip ederek, Atatürk Orman Çiftliği-İstanbul Yolu yönüne giderek,
3.İstanbul Yolu-Çiftlik Kavşağı-Atatürk Orman Çiftliği güzergahını takip ederek bahçemize ulaşabilirler. (Otopark bilgileri için lütfen tıklayınız.)

Otobüs ile gelmek isteyten misafirlerimiz;

20 No'lu Belediye ve Özel Halk Otobüsleri ile giriş kapısı önündeki durakta inerek bahçemize ulaşabilirler.

Dolmuş ile gelmek isteyen misafirlerimiz;

İstanbul Yolu-Çiftlik Kavşağı güzergahını kullanan dolmuşlarla gelebilir, Çiftlik Kavşağı durağında inerek 500 metre yürüme mesafesi ile bahçemize ulaşabilirler.
Sıhhiye Köprüsü altından kalkan ve Atatürk Orman Çiftliği güzergahını takip eden dolmuşlar da bahçemiz önünden geçmektedir.

Banliyö Treni ile gelmek isteyen misafirlerimiz;

Kayaş-Sincan Banliyö Trenini kullanarak Gazi İstasyonunda indikten sonra 10 dakikalık bir yürüyüşle bahçemize ulaşabilirler.

Ankara Otobüs Ulaşım Planı için tıklayınız.

 

Hayvanat Bahçesi Haritası

http://www.ankarazoo.gov.tr/harita.jpg

 

Memeliler [ Alfabetik İndeks ]

Hayvanlar

Hayvanat Bahçemizde 65 türden toplam xxx adet memeli hayvan görebilirsiniz. Memelilerin A'dan Z'ye doğru listelendiği sağdaki sütunu kullanarak, her bir hayvan hakkında detaylı bilgilerin bulunduğu sayfalara ulaşabilirsiniz.

MEMELİLER...

Omurgalıların, memelerinde süt bezlerinin bulunmasıyla nitelenen ve yavrusunu sütle besleyip insanı da içine alan en geniş sınıfıdır.

Sürüngenlerden türemiş olan memelilerin dört üyesi vardır ve dört ayaklılar (Tetrapoda) diye adlandırılır. Aralarında üyeleri körelmiş olanlar da bulunur.

Omurgalıların bu sınıfında sürüngen ve kuşlarda olduğu gibi embriyo gelişimini amnion kesesi adı verilen bir zar (Amniota) içerisinde gerçekleştirir. Hemen hemen bütün memelilerde deri, kıllarla örtülüdür; tümü de "sıcak kanlı" hayvanlardır. Yalnız gagalımemeli gibi tekdelikli (Monotremata) olanların dışında kalanlar doğurucudur (vivipar). Özmemeliler (Eutheria) ya da etenliler (Placentalia) olarak adlandırılan üst yapılı memeli gruplarını yavruları, embriyo gelişimlerini annenin döl yatağı (uterus) içinde tamamlarlar. Embriyo, gelişmesi için gerekli besini anneden bir eten aracılığıyla alır. Yavrular canlı olarak dünyaya gelir, ama belli bir süre boyunca annenin memelerinden salgılanan sütle beslenmek zorundadırlar. Keseliler ve tekdelikliler etenden yoksundurlar. Keseliler doğurucudur, yavruları tam gelişmemiş olarak doğar ve gelişmelerini annenin karnında yer alan bir kese içinde tamamlarlar. Tekdelikliler ise yumurtlayıcıdırlar (ovipar); bununla birlikte bu gagalı hayvanların yavruları da sütle beslenirler, ancak bu sütü salgılayan süt bezleri, meme ucu bulunmayan memelerden dışarı açılır. Bir başka deyişle bu hayvanların erişkin dişilerinde süt bezleri bulunmasına karşın, memeler gelişmemiştir.


DERİ ve İSKELET

Memelilerde kıllarla örtülü olan deri, beden sıcaklığının sabit tutulmasıyla (homeoterm) ilgili olarak deri bezlerini (ter ve yağ bezleri) içerir ve bazılarında korunmak için boynuzlar bulunur. Sayıları 2-12 arasında değişen memeler çift olarak bulunurlar ve göğüs, karın ya da kasık bölgesinde yer alabilirler. Kemik sayısı, sürüngenlerinkine oranla azalmış olan kafa (kafatası), omurgaya, iki artkafa kemiği lokmasıyla eklemlenir; damak, ağız boşluğunu burun boşluklarından ayırır. Omurlar,omurlararası disklerle eklemlenmişlerdir. Omurga her zaman yedi boyun omurundan oluşan boyun bölgesi dışında, az hareket edebilir. Omuz kemeri, kürek kemiği ve köprücük kemiği olmak üzere iki kemiğe indirgenmiştir. Kalça kemeri, sağlamlığını artıran çatı kaynağıyla birleşmiş, birbiriyle kaynaşmış kemiklerden oluşur. Üyelerin iskeleti, hareket biçimine uygun olarak, yürüme, koşma, sıçrama ve kimi kez tutunma, yüzme ya da uçmaya uygun biçim almıştır. Bu üyeler, söz gelimi at gibi toynaklılarda toynaklarla sarılmış ya da içeri çekilebilen veya çekilemeyen tırnaklarla donanmış parmaklarla son bulurlar.


İÇ YAPI

Genel beden boşluğu, birbirinden kassı bir bölmeyle (diyafram) ayrılmış iki boşluktan oluşur: Bunlardan biri solunum organları ve kalbi içine alan göğüs kafesi boşluğu, öbürü de sindirim organlarıyla üreme-boşaltım organlarını içine alan karın boşluğudur.

Solunum sistemi, göğüs zarı (ya da akciğer zarı) ile sarılmış olan petekli (alveollü) yapıdaki akciğerleri kapsar. Akciğerler, içlerinde, bronşların kan arınım (yani toplardamar kanı ya da kirli kanın atardamar kanı veya temiz kana değişimi) yüzeyini artıracak biçimde sınırsızca dallandıkları (bu beden sıcaklığının sabit tutulmasıyla da ilgilidir) çok sayıda loba ayrılır.

Dolaşım sistemi, iki kulakçık, iki karıncık olmak üzere tümüyle dört boşluğa bölünmüş bir kalp içerir. Kalp ile akciğer arasındaki dolaşıma küçük dolaşım denir ki kanı temizlemek amacıyla gerçekleşir. Kalp ile vücut arasındaki dolaşıma büyük dolaşım denir ki doku ve organların beslenmesini ve oksijenlenmesini sağlar. Sistemde sabit sıcaklıkta bir kan dolaşır (hatta balina, fok gibi deniz yaşamına uyarlanmış memelilerde bile kan sıcaklığı değişmez).

Sindirim sistemi oldukça iyi düzenlenmiştir. Otoburlarda bağırsaklar uzundur ve selüloz sindirimini gerçekleştirecek bakteriler bulunur. Etoburlarda bağırsaklar daha kısadır. Tekdelikliler dışında kalanlarda, özel ve belirgin bir açıklıkla dışarı açılan göden bağırsağıyla son bulur. Çene sayısı ikidir, ama bunlardan sadece alt çene hareketlidir. Her iki çene de kökleri çenelerin içindeki diş çukurları içine gömülmüş kesici dişler, köpekdişleri, küçük azı dişleri, büyük azı dişleri halinde gruplaşmış değişik sayıda dişler vardır. Türlerin beslenme biçimlerine göre, bu diş kategorilerinden bazıları az ya da çok gelişmiş olabilir, bazıları da hiç bulunmayabilir. Sözgelimi, kemirgenler ve tavşanımsılarda köpekdişleri yoktur. Otoburlarda azı dişleri , etoburlarda kesici ve köpek dişleri iyi gelişmiştir.

Boşaltım sistemi, evrimli böbrek tipinde iki böbrekle bir sidik torbasından oluşmuştur. Erkeğin cinsel organları, erişkinlerde erbezi torbası içine göçen iki erbezini, dişininki iki yumurtalık kanalı, embriyonun geliştiği bir dölyatağı ve dölyolunu kapsar. Yumurta, dölyatağına tutunur; embriyo, embriyo ekleriyle (amniyon kesesi ve koryon) sarılmıştır; üst yapılı gruplarda, etenle anneye bağlanmıştır. Üreme sisteminin görev yapması hormon denetimi altındadır. Beyin büyüktür, çoğunlukla, çok kıvrımlıdır ve her zaman iki yarım küre halindedir. Duyu organları hemen her zaman dikkate değer bir gelişme gösterir; ama gruplara göre, değişik ölçüde gelişmiştir.


KÖKEN ve EVRİM


Memeliler, sürüngenlerden, özellikle de memeli sürüngenlerden türemişlerdir. Bunlarda memeli özellikleri (daha çokaltçenenin eklemlenmesi) giderek belirginleşmiştir. İlk gerçek memelilerin (sözgelimi, Morganocudon) ortaya çıkışı, Triyas'a (İkinci Zaman'ın başı) rastlar. Onları izleyen çeşitli gruplar hiç döl bırakmaksızın ortadan kalkmışlardır. Jüra'ya bağlı bir grup Pantotheria keselilerde olduğu kadar etenlilere, yani modern memelilere çok benzer. Bunlar Üçüncü Zaman'da son derece çeşitlenmişlerdir. İlkel böcekçiller (Insectivora) primatların ve kuşkusuz kemirgenler (Rodentia) ile Xenarthra'nın (tatular) da atasıdır. Bir başka varsayımsal grup da etçiller (Carnivora) ve toynaklıların (Ungulata) atası olarak kabul edilir. Fosil memelilerin, turba yatağı geyiği, mastodon, mamut, tüylü gergedan gibi en dikkate değer olanları bu sonuncular arasında yer alırlar. Bazı takımların (tekdelikliler, balinalar) evrim yoluysa henüz anlaşılamamıştır.


COĞRAFİ DAĞILIM

Kıtaların çoğunda buralara özgü bir memeli hayvanlar topluluğu yaşar. Afrika gevişgetirenler, büyük etçiller ve maymunlar, Madagaskar miskkedisigiller ve makimsiler bakımından zengindir. Güneydoğu Asya, kaplanın, orangutanın, abalımemeliler ya da uçarmakiler ve cadımakilerin yurdudur. Avusturalya ve ona komşu adalar, keselilerin ve tekdeliklilerin yaşam alanıdır. Yeni Zelanda'da yaşayan memelilerin aşağı yukarı tümü buraya başka yerlerden getirilmişlerdir. Güney Amerika'da Xenarthra, keseliler ve buraya özgü maymunlar yaşar. Antarktika özellikle yüzgeçayaklıları (fokları) barındırır. Bazı ailelerin dağılımı da oldukça şaşırtıcıdır. Sözgelimi tabirler, Tropikal Amerika ve Hindistan, Çin, Sumatra, Cava ve Borneo'yu kapsayan alan gibi birbirinden çok uzak iki bölgede yaşarlar. Sıçan, fare gibi, insana yakın yerlerde yaşayan türler, insanlar tarafından taşındıklarından günümüzde kozmopolitleşmişlerdir. Avrupa gibi aşırı kalabalık bölgelerde, büyük memelilerin çoğu ortadan kalkmıştır. Birçok türün de nesli kıyımlar yüzünden tükenmiştir (sözgelimi Rhytinus, kuaga zebrası, Ortaçağ'da nesli tükenen auroch [Bos taurus primigenius]).


ÇEVREBİLİM

Çok çeşitli yaşam biçimleri olan memeliler oldukça değişik ortamlarda yaşarlar. Bazıları havada uçar (yarasalar), bazıları havada süzülür (uçar maki, çeşitli sincaplar ve keseliler). Deniz balinaları ve deniz yaşamına daha az uyarlanmış olan diğer biçimleri (yüzgeçayaklılar, denizinekleri, deniz su samuru) barındırır. Birçokları da (su aygırı, su samuru, su köstebeği, gagalımemeli, çeşitli kemirgenler) tatlı suda yaşamaya uyarlanmışlardır. En iyi toprak kazıcılar, kemirgenler ve böcekçiller arasında yer alırlar. Primatların çoğu, tembel hayvanlar, sincaplar vb. ağaçlarda yaşarlar. Dağlar; ayılar, dağ sıçanları, dağ keçilerinin başlıca yaşam yeridir. Ama bunlar en az özelleşmiş, dolayısıyla dünya üstünde en çok yayılmış türlerdir; bu bakımdan en iyi örneği de bedence özelleşmiş olan insan türü oluşturur.


EVCİL MEMELİLER


En fazla evcil hayvana memeliler arasında rastlanır. En eski evcilleştirilmiş olan tür M.Ö. 7000 yıllarında ava çıkan insanın başlıca yardımcısı olduğu sanılan köpektir. Kedinin evcilleştirilmesi de özellikle avcılıkta kullanıldığı Eski Mısırlılara kadar uzanır. Atın evcilleştirilmesinin Moğollar sayesinde olduğu sanılır. Öküz, domuz ve koyun Orta Asya'da evcilleştirilmiştir. Dünyada yararlanılan diğer memeliler; ren geyiği, lama, tibet öküzü ya da yak, deve ve manda'dır. Asya'da çita av için eğitilir.


EN ZEKİ MEMELİLER

Bunlar, primatlar ve özellikle en yüksek ruhsal nitelikleri bulunan insansı maymunlardır. Şempanze birçok incelemeye konu olmuştur. Alet kullanımı önemli bir evrim belirtisidir ve bu, şempanzelerden başka memelilerde de görülür. Sözgelimi, deniz su samuru suyun yüzünde sırt üstü durarak karnına bir çakıl koyar ve kabuklu hayvanları, bu taşa vurarak kabuklarını kırıp, içini yer.

Sıçanların ruhsal gelişmeleri de aynı biçimde dikkate değer. Bu hayvanlar ortak yaşamaya yatkındırlar. Sözgelimi, iki sıçan bir yumurtayı taşımak istediklerinde, biri sırt üstü yatarak, yumurtayı ayakları arasında sıkıca tutar. Yardımcısı da onun kuyruğunu ağzına alır ve sırt üstü çeker.

Günümüzde üstünde çok konuşulan bir memeli de yunustur. Kuşkusuz kimi nitelikleri çok abartılmıştır, ama "dil yeteneği'nin" gelişmiş olduğu da doğrudur.

Ruhsal bakımdan en az gelişmiş memelilerin, toynaklılar, Xenarthra ve tek delikliler olduğu sanılmaktadır.


MEMELİLERLE İLGİLİ SON YILLARDAKİ ARAŞTIRMALAR

Son yıllarda yeni memeli türleri bulunmuştur. En önemli ve en ilgi çekici olanı da bir pekari türünün (Catagonus wagneri) bulunmasıdır. Fosil olarak Arjantin'in son Pleyistosen tabakalarından tanınan bu pekari, Paraguay'ın Büyük Chaco bölgesinde yerleşmiştir. Memeliler (özellikle de toplumsal yaşamları, doğal ortamlarında giderek daha fazla incelenen insansı maymunlar (şempanze, goril, orangutan)), birçok çevrebilim ve etoloji çalışmalarının konusu olmaktadırlar. Avrupalı hayvanbilimciler aykırı bir düşünceyle hareket ederek, tropikal bölgelerin memelilerine kendi bölgelerindeki türlerden daha çok ilgi göstermektedirler. Avrupa'da yaşayan birçok memelinin, özellikle de küçük etçillerin biyoloji ve çevrebilimleri de henüz iyi bilinmemektedir.

Bu hayvanların, uğradıkları kıyımlar nedeniyle, gözlemlenmeleri giderek güçleşmiştir. Çeşitli tepkiler sonucunda, son zamanlarda uzman ve amatör hayvanbilimcilere gözlemlerini karşılaştırma olanağı veren kongreler toplanmaya ve dernekler kurulmaya başlamıştır.

Günümüzde sayısız memeli türü, dünyada ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Gerçek anlamda yabanıl yaşayan bir at olan Przewalski atının son yıllarda Gobi ve Altay'da soyu iyice azalmıştır.

Bir çok memeli türü de kürklerinden dolayı ortadan kalkmaktadır. Benekli aslangiller (kaplan, pars, çita vb.) tilki ve diğer küçük etçiller için durum böyledir. Türlerin ortadan kayboluşunun bir başka nedeni de hayvanat bahçeleri, sirkler, hayvan pazarları, laboratuarlar için canlı hayvan alışverişleridir. Türler enderleştikleri oranda daha çok aranmaktadır. Orangutan, jibon, tapir, gözlüklü ayı, çizgili pars gibi ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya kalan türlerin ticareti üstünde oldukça çok sayıda ulus tarafından onaylanmış olan Washington Sözleşmesi (1973) bu bakımdan umut vericidir. Doğal ortamların yıkıma uğratılması ve özellikle Amazon'un, Afrika'nın ve Güneydoğu Asya'nın ekvator ormanlarının ağaçsızlandırılması kuşkusuz birçok türün gerilemesine yol açmaktadır. Kimi kez sorunlar çok daha karmaşıktır. Sözgelimi, Afrika'nın birçok bölgelerinde, avlanması (fildişi için) ve ortamın biçimi değiştirmesi nedeniyle ortadan kalkmıştır. Buna karşılık, sığınacak yer bulduğu ulusal parklarda çok bollaşmıştır ve bu kez bulunduğu ortamı tehdit eden fildir. Bu nedenle kimi kez fillerin "bir bölümünü öldürme" girişimlerinde de bulunulmuştur; kimi durumlarda da yerleri, kancalara asılıp helikopterlerle değiştirilmiştir.

Denizde yaşayan memeliler, son yıllarda birçok araştırmaya konu olmuş ve bunları korumak için de çeşitli girişimler yapılmıştır. Her yıl Kanada bankizinde cop darbeleriyle öldürülen Grönland'ın yavru fokları göz önünde tutularak başlatılan kampanyalar, kamuoyunun duyarlılığını artırmıştır. Öte yandan, çeşitli kampanyalarla uyarılan Uluslararası Balina Avcıları Komisyonu, 1979'da fabrika-gemilerle balina avcılığının yasaklanmasına karar vermiştir. Ama büyük balinaların çoğunun soyu tükenmeye yakındır. Yunuslar da her ne kadar çok daha bol miktardaysalar da ister etleri için doğrudan doğruya, ister dolaylı olsun ortadan kaldırılmaktadır. Balinalar üstünde yapılmış olan araştırmalar, bunların ruhsal gelişimlerinin yüksek düzeyde olduğunu doğrulamıştır.

 

 

Kuşlar

Hayvanat Bahçemizde 119 türden toplam 1528 adet kuş görebilirsiniz. Kuşların listelendiği sağdaki sütunu kullanarak, her bir hayvan hakkında detaylı bilgilerin bulunduğu sayfalara ulaşabilirsiniz.

Akciğerli, sıcak kanlı, bedeni tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı ve iki kanatlı, yumurtlayan omurgalı havanlardır. Çeneler, gagayı oluşturan boynuzsu bir kılıfla kaplanmıştır. Kuşun, yalnızca arka üyeleri yürümesine yarar; ön üyeleriyse kanatlara dönüşmüştür. İşte bu yüzden kuş iki ayaklıdır. Bazı türlerin kanatları uçmaya elverişli değildir.



Kuşlar iskeletleri ve yumurtlayarak (ovipar) üremeleri bakımından sürüngenlere yakındırlar. Kuşların,

Sauropsidae

üst sınıfından olan sürüngenlerin bir bölümüyle birleştirilecek biçimde, sürüngen kökenli olduklarını gösteren çok sayıda paleontoloji kanıtları vardır. Ağırlıkları boylarına ve özellikle kanatları arasındaki açıklığa oranla en aza inmiştir.




ANATOMİ

Kuşların iskeleti, sürüngenlerinkine benzer, ama ön üyelerinin kanatlara dönüşmesi, ayrıca iskeleti çok hafifleten oyuk ve içleri hava dolu kemiklerin bulunması nedeniyle köklü bir değişikliğe uğramıştır. Hava keseleri yardımıyla akciğerlerle bağlantılı olan bu kemikler, bir çeşit hava deposu oluştururlar. Göğüs kemiği çok uzamış ve gelişmiştir, özellikle uçucu kuşlarda, kanatları beden eksenine yaklaştırıcı kasların sıkıca bağlandıkları bir çıkıntı biçimindeki karina ile donanmıştır. Bazı kemikler (kürek kemiği, karga burun çıkıntısı, köprücük kemiği) önemli değişikliklere uğramıştır. Omurga, bazenkuğudaki gibi iyice gelişmiş olan boyun bölgesi dışında, çok az eklemli, son derece bükülgen ve hareketlidir. İki ön üye, uçucu kuşlarda iyi gelişmiştir, ayrıca arka üyelere oranla çok kaslıdır. Deve kuşu gibi karinasızlardaysa (koşucu kuşlar) bunun tersi görülür. Uzamış tüyler (uçma telekleri), ön üyeleri öylesine örter ve uzatırlar ki, kanatlar, kuşun havayı dövebileceği ve paraşüt görevi görebilecek geniş ve esnek birer palet biçimini alırlar. Uzamış olan öbür tüyler (kuyruk telekleri) de bedenin arka bölümünü donatırlar. Daha küçük tüyler (örtü tüyleri) ve hav tüyleri bedenin bütününü örterler.

Uçma, kanatların havada çırpılmasıyla sağlanır. Süzülücü (süzülerek uçan) kuşlar, hava akımlarından yararlanarakhavada kalırlar. Arka üyeler, bedenin bütün ağırlığını taşıyacak kadar sağlamdır. Uyluk kemiği, genellikle kısa, kavalkemiğiyse uzundur. Kalça kemikleri kaynaşmıştır. Dörtgen kemiğin çeneyi asıcı, yani kafatasına bağlayıcı görevivardır. Dil kemiği çok gelişmiştir. Kuşların genellikle dört parmağı vardır: Bunlar ya aralarında bir zarla birleşmiştir (perdeayaklılar takımına giren kuşlarda olduğu gibi) ya da serbesttirler. Parmaklar kısa ya da kıvrık, sivri ve güçlü (yırtıcı kuşlar takımındaki kuşlarda olduğu gibi) tırnaklarla donanmıştır. Boynuzsu gaga konik biçimli, yassılaşmış, kıvrık ya da dik, büyük ya da çok ince ve çok uzun olabilirler.


FİZYOLOJİ

Kuşların kalbi, yüksek, 41 santigrat derecelik bir beden sıcaklığı sağlayan yoğun bir dolaşım etkinliği sayesinde, öbür omurgalılarınkine oranla çok daha güçlüdür. İki kulakçık ve iki karıncıktan oluşur.

Akciğerler küçüktür; hava keseleri de bunların uzantıları sayılır. Solunum sırasında, hava sırt bölümündeki bronşlara, ardından yan taraftakilere ve karın kesimindekilere, daha sonra da hava keselerine geçer. Hava kılcalları içinde dolaşım yayınmayla yapılır. Soluk borusu önemli derecede gelişmiştir. Gırtlağın yerini ses çıkarmada rol oynayan göğüs gırtlağı almıştır.

Sindirim sistemi, ağız boşluğuyla başlar. Ağız boşluğuna, tane yiyenlerde (taneci) çok gelişmişmukoza bezleri, kırlangıçlar ve sağanlar gibi kimi kuşların, yuvalarını yapmada yararlandıkları mukozayı oluşturan altçene bezleri açılır. Bazı tükürük bezleri avların yakalanmasında etkili olurlar.

Yemek borusu, nispeten farklılaşmış bir gelişme gösterir ve kursak olarak adlandırılır.

Mide, bir bezsi bölüm, bir de yutulan besinleri öğütücü küçük taşlar içeren kas yapısında bir bölümden (katı ya da taşlık) oluşur. Sindirilemeyen öğeler, yırtıcı kuşlarda topaklar biçiminde dışarı atılır. Bağırsakta körbağırsak uzantıları vardır ve çok sayıda bakteri içerir. Bağırsak, üreme ve boşaltım kanallarının da açıldığı bir dışkılığa açılır. Karaciğer, lipitler ve glikojenler gibi yedek besinler içerir.

Kuşların beyni, üst yapılı memelilerinkine oranla indirgenmiştir; üstelik kıvrımsız ve düzdür. Buna karşılık beyincikleri çok gelişmiştir; beyincik denge ve uçmayla ilgili kasların eşgüdüm merkezidir. Kuşlarda üçüncü bir göz kapağı (niktitant zar) ve iris görevi yapan bir oluşum (tarak) vardır. Optik bölge, görmeyle ilgili uyarılara (avların yakalanması) çabuk tepki gösterme olanağı verir. Görme duyarlığı, gözde iki odak noktası bulunması ve görme alanının çok geniş (güvercinlerde 300 derece) olması sayesinde en yüksek derecededir. Dışkulak, işitme deliğine indirgenmiştir. Denge-işitme işlevi de iyigelişmiştir.

Cinsel olgunluğa, küçük boy kuşlar dokuz aya doğru, büyük martı ya da gümüşmartı iki yaşında, leylek dört yaşında,kartal altı yaşında erişir. Cinsel çevrim mevsimliktir. Kuşlar genellikle tek eşlidir ve çiftler sürekli (kargalar) ya da geçicidir (kırlangıçlar). Toy kuşları, ormantavukları ve tavus kuşları, evcil türler gibi çok eşlidir. Çok eşlilik ayrıca birkaç ötücü kuşta (çit kuşu) da gözlenir.


YUVA

Kuşlarda yuvayı erkek hazırlar. Yumurtaların sayısı değişkendir. Fırtına kuşlarında (Procellariiformes) 1, kivilerde ve ırmak dalgıçlarında 2, büyük martılarda 3, yaban ördeklerinde 8-12, kekliklerde 22'dir. Yuvadan yumurtalar alınacak olursa, güvercinler ve sinek kuşlarında (ya da kolibriler) eksilen yumurtaların yerine yenileri yumurtlanır.

Kuluçkaya ya erkek, ya dişi ya da bazen bengalilerde olduğu gibi ikisi birden yatar. Amerika devekuşunda erkek, saksağanda gece erkek, gündüz dişi kuluçkaya yatar. Kuluçka süresi, ötücü kuşlarda ortalama 15 gün, devekuşlarında 42 gün, kivilerde 80 gündür. Yumurtadan çıkan yavrular bazı türlerde hemen etkin bir yaşama başlarlar, bazılarındaysa gözler kapalı ve beden çıplaktır.

Dişide yalnız bir yumurtalık ve bir yumurta kanalı işlev yapar. Sol yumurtalığın çıkarılması, ibik büyümesi ve ötmeye başlama gibi morfolojik değişikliklere neden olur. Tavuksular (Galliformes) üstünde bu türden çok sayıda deney yapılmıştır.


BİYOLOJİ ve ÇEVREBİLİM


Kuşların beslenme düzenleri çok değişiktir. Her ne kadar birçok hepçil, yani hem etçil hem otçul türe rastlansa da, genellikle tanecil, yemişçil, böcekçil ve otçuldurlar. Birkaç tür etçildir ve küçük memeliler, kuşlar, balıklar, hatta çürümekte olan etlerle beslenirler. Kuşlar bütün dünyaya yayılmışlardır, her yükseklikte, sıcak bölgelerde olduğu kadar kutup bölgelerinde de, ovalarda olduğu kadar yüksek dağlarda da yaşarlar ve besinlerini buldukları her koşula uyum sağlarlar. Genellikle, çok hareketli olanlar çok yer ve çabuk sindirirler. Bir günde sindirdikleri besinin ağırlığı, beden ağırlığının yarısına erişebilir. Yuvalar, ağaçların üstüne, çalılıkların arasına, kaya kovuklarına ya da yere yapılır. Bazen yumurtalar rasgele toprağa ya da kuma gömülür. Kuşlar toplu halde ya da tek tek toprağın üstünde, deniz ya da tatlı suların kıyılarında, sık ormanlarda, sazlıklarda ya da kırlarda yaşarlar.

Uçuş biçimi türlere göre çok değişiklik gösterir: Sıçrayarak uçma; hızlı ya da yavaş, sürekli ya da aralıklı kanat çırparak uçma; kanatları hareket ettirmeden ya da az hareket ettirerek sağlanan süzülerek uçma; ayrıca gürültülü ya da sessiz, ağır ya da hafif uçmalar da vardır. Aynı biçimde uçuş yüksekliği de oldukça değişiktir; tepeli akbaba ve kartallar çok yüksekten uçarlar; orta boy yırtıcı kuşlar, tarla kuşu yüksekten, çoğu kuşlarsa orta yükseklikten ya da alçaktan uçarlar. Kanat açıklığına oranla ağırlığı fazla olan kuşlar da çok alçaktan uçarlar. Son olarak, karinasızlar (koşucu kuşlar) uçamazlar. Bunlar kanatlarını çırparak hız kazanırlar. Ötücü kuşların melodili sesler çıkarma yeteneği vardır. Öbürleri az çok ritimli ve az çok hoşa giden, değişik ya da tekdüze sesler çıkarırlar.


PSİKOLOJİ ve ETOLOJİ

Kuşların yaradılıştan varolan davranışları (yani içgüdüsel hareketleri), belki de yalnızca topluluk halinde yaşayanböceklerin dışında, herhangi bir hayvan grubunda gözlenenden çok daha karmaşıktır. Bir çok kuş türünde, açıkça bir yararı olmayan otomatik davranışlar gözlenir. Her iki cinsiyetten olan eşlerin yaptığı çeşitli "danslar" ve diğer "çiftleşme gösterileri" ya da çiftleşmeden önce, dişinin önünde, erkekler arasında yalancıktan yapılan dövüşmeler bu türdendir. Klasik yuva yapma (kimi kez yuva, kuşlarda çok titizlikle yapılır) hareketi dışında, özellikle çeşitli renkli nesnelerle, çiçeklerle bezenmiş, bazen tümü yabani bitkilerin etli bölümleriyle yapılmış "resimlerle" süslü karmaşık yapılar da gene bu tür davranışlar sonucu oluşmuştur. Kuşların bir çok türünde, bireyler kökeni bilinmeyen özgül bir çekimle ya da anlaşılmayan itkilerle gruplar halinde havada yaşarlar ve bu sayede toplumsal yaşam ortaya çıkar. Kuşlarda, bilgi alışverişinin zenginliği, ses çıkarmaları, ister doğuştan bir yetenek, ister sonradan edinilmiş (ama hep içgüdüsel hareketler yönetimi altında), isterse bireysel uğraşlarla kazanışmış olsun, çıkarılan seslerin çeşitliliğine bağlıdır. Bunlar, şaşırtıcı taklit yeteneğinde olan "konuşucu kuşlar"da tam anlamlarını bulur. Konuşucu kuşlarda bazı bireyler, öğrendiklerini uygulamalı bir biçimde kullanmaya yatkın (papağanlar, özellikle küçük kargalar [Corvus monedula]) olabilirler.

Her ne kadar, kuşların ruhsal durumu, genellikle, üst yapılı memelilerin, özellikle de etçiller, yunus balığıgiller, primatlar ve insanların eriştikleri düzeye oranla çok gelişmiş gibi görünmezse de, bazı türlerde (özellikle her zaman papağangillerde ve kargagillerde) bireylerin şaşırtıcı ruhsal edimleri vardır. Koehler'in deneyleri, Lorenz'in gözlemleri birçok uzmanı şaşırtmıştır.


GÖÇLER

Özellikle, soğuk ve ılıman bölge kuşları arasında bir çok tür göçmendir; bunlar kışı çoğunlukla tropikal bölgelerde geçirirler. İlkbaharda, çiftleşme öncesinde kışlama yerlerinden yuva yapacakları yerlere göç ederler. Deniz kuşlarının göçleri çoğu kez daha düzensizdir. Göçmen kuşların yönlerini saptamaları çeşitli etkenlere bağlıdır. Karalardaki işaretler (kıyılar, adalar, vadiler) olduğu kadar, yıldızlar ve güneş de göçmen kuşların yollarını bulmalarında etkili olur. Kızılgerdan gibi bazı türler, yerin manyetik alanına karşı duyarlıdır.

 

 

 

 

Sürüngenler ve İki Yaşayışlılar

Hayvanat Bahçemizde 16 türden toplam 25 adet sürüngen ve ikiyaşayışlı görebilirsiniz. Sürüngen ve ikiyaşayışlıarın listelendiği sağdaki sütunu kullanarak, her bir hayvan hakkında detaylı bilgilerin bulunduğu sayfalara ulaşabilirsiniz.

SÜRÜNGENLER...

Omurgalıların suda ya da karada yaşayan, sürünerek ya da yürüyerek ilerleyen sınıfı.

Karada yaşayan biçimlerin evrim tarihinde en önemli yerlerden birini tutan sürüngenlerin kökenleri, diğer tüm biyolojik soylar (eski devirlerde yaşamış küçük boyutlu ikiyaşayışlılardan başlayarak) gibi, hala tam açıklığa kavuşturulamamıştır. Sürüngenlerin, memeliler ve kuşların türediği bir grup olduğu sanılır, ama evrim olayları ölçüsüzce yalınlaştırılmamalıdır ve ikiyaşayışlıların balıkların soyundan geldikleri ve bir sürüngenin ortaya çıkmasına neden oldukları biçimindeki klasik taslak "kullanışlı bir imge"den başka bir şey değildir.


KABUKLU YUMURTALAR


Günümüzde eldeki bilgilerin ışığında, Karbon devrinin başlangıcından beri, üremelerini sağlamak için suya bağımlı kalmış olan ikiyaşayışlıların yanı sıra, bunların yakın akrabası olan, ama kabuklu yumurtalar yumurtlayan ve yumurtadan çıkan yavrularının hemen suya gereksinimi olmayan bir grubun var olduğu anlaşılmaktadır (oysa ikiyaşayışlıların suda yumurtlanan ve döllenen, bir kabukla da korunmamış olan yumurtalarından çıkan kurtçuklar için su gereklidir). İyi korunmuş kabuklu yumurtalar yumurtlama yeteneği, embriyoların yumurtalar içinde gelişmesi ve buradan çıktıklarında bulundukları ortama uyum sağlama yetenekleri, sürüngenleri ikiyaşayışlılardan ayıran başlıca özelliklerdendir.

Yaklaşık 250 milyon yıl önce, ikiyaşayışlılarla ortak ataları olan canlılar, bu döneme özgü yetkinleşme yolunda bulunabiliyordu. Kısa süre içinde dört ayaklı omurgalılar suda yaşama zorunluluğundan kurtulmuş ve Karbon devrinin bitkisel yayılımını izleyen kuru ortamda gelişebilmişlerdir.

Kimi araştırmacılar, sürüngenlerin atalarını oluşturan biçimlerin Seymuriyamorf arasında yer aldığını ileri sürerler. Seymouria cinsi ve buna akraba olan cinsler, anatomileri bakımından, hem ikiyaşayışlıları, hem de ilkel sürüngenleri anımsatırlar, ama bazı belgeler, bunların suda yaşayan kurtçukların görünüşünde geliştiklerini ve sürüngenliğe olan eğilimlerine karşın, hala ikiyaşayışlı olduklarını kanıtlamaya yöneliktir. Kafataslarıysa zırhlıbaşlara ait iki yaşayışlılara ve balıklara özgü bir yapıdadır. Bununla birlikte, Seymuriyamorf'un yapılarının inceliği nedeniyle hiç fosilleşmiş izler bırakmayan ama Karbon devrinde, bir yandan döl bırakmaksızın çabucak ortadan kalkmış olan Diadectes'e ve öte yandan Kotilozorları (Cotylosauria) oluşturan küçük boydaki "ilksürüngenler"le ortak atalara sahip oldukları düşünülebilir.


KOTİLOZORLAR VE DÖLLERİ

Hemen hemen bütün uzmanlar, sürüngenlerin kökenini (kendileri döl bırakmaksızın, Permiyen'in sonundan önce ortadan kalmış olan) kotilozorlarda aramak gerektiği konusunda görüş birliğine varmışlardır. Bu, Orta ya da Alt Karbon devrinden başlayarak türemiş olan kimi kotilozor biçimlerinin bilinen tüm sürüngenlerin ataları oldukları anlamına gelir. Bu sürüngenler şöyle sıralanabilir:

a) Kaplumbağalar ya da Chelonia: Günümüze kadar her zaman bol bulunmuştur;
b) Synapsida: Takımlarından biri olan Therapsida memelilerin kökenidir;
c) Pleziyozorlar (Plesiosauria): Tebeşir devrinde döl bırakmaksızın ortadan kalmışlardır;
d) İhtiyozorlar (Ichthyosauria): Denizlerde yaşayan büyük sürüngenlerdir. Tebeşir devrinde döl bırakmaksızın ortadan kalmışlardır;
e) Lepidozorların (Lepidosauria) ataları: Günümüzde yaşayan yılanlar, kertenkeleler ve kalakbaşlılar (Rhynchocephalia);
f) Arkozorlar (Archosauria): Triyas'ta ortadan kalmış olan tekodontların (Thecodontia) atalarıyla ilgili biçimleri vermiştir;
g) Tebeşir devrinin sonunda ortadan kalmış olan dinozorlar; kuşların daha doğrudan eski ataları olan, aynı biçimde Tebeşir devrinde ortadan kalmış olan pterozorlar (Pterosauria); hala var olan timsahların ataları.


SÜRÜNGENLERİN ÖZELLİKLERİ

Yukarıda belirtilen genel bilgilerin dışında, sürüngenlerin organlaşma planı, ikiyaşayışlılarınkine göre şu on maddede belirtilebilir;

1. Üstderinin boynuzsu tabakasının kalınlaşması ve deriyle ilgili salgı bezlerinin hemen hemen tümüyle indirgenmesi; bu değişiklik sayesinde sürüngenler su yitimine büyük bir dayanıklılık kazanmışlar ve karadaki kuraklığa kendilerini uyarlamışlardır.
2. İlk omurlar ve kafatasının arkasındaki kasların değişikliğe uğraması; bu, bir boyun bölgesinin oluşmasına yol açmış; baş gövdeye göre daha hareketli bir hale gelmiş ve böylece gözlem (bilgi alma) ve tepki gösterme olanakları artmıştır.
3. Ağız boşluğunun tavanını oluşturan ikinci bir kemik damağın oluşması; iç burun delikleri, yutağa açılacak biçimde geriye itilmiş ve hayvan, ısırırken ve çiğnerken de solunum yapabilir hale gelmiştir.
4. Karın tarafının ortasında iyi gelişmiş bir göğüs kemiğinin oluşmasıyla göğüs kafesinin kapanması.
5. Akciğerlerin karmaşıklaşması ve soluk borusunun (trake) bunlar içinde dallanan bronşlara ilerlemesi.
6. Kirli kanın (toplardamar kanı) ve temizkanın (atardamar kanı) birbirinden ayrılmasında yetkinleşme olması.
7. Beyin yetkinleşmesi; bir yeni kabuk (neopallium ya da beyin kabuğunun evrim geçirmiş olan bölümü) oluşumu, daha karmaşık reflekslere olanak vermiştir.
8. Omurilik sinirlerinin birinci çiftlerinin baş içine girmesi; çeşitli organların eşgüdümü bu sayede yetkinleşmiştir.
9. Böbreğin yetkinleşmesi; atılacak maddelerin dışarı atılmasını daha etkili kılan metanefroz (evrimli böbrek) tipinde yetkinleşmiştir.
10. Erkeklerde üreme tekniğini yetkinleştiren ve dikleşebilen içi oyuk iki çiftleşme organının gelişmesi.

Sürüngenler, çoğunlukla akciğerleri aracılığıyla havayla solunum yapan hayvanlardır; derileri pullar, pulsu plaklar ya da bağayla örtülüdür; deri her zaman kurudur, ama sözgelimi, kertenkelelerin uylukları boyunca bulunan salgı bezleri gibi, birkaç kural dışı durum vardır.

Kaplumbağaların dışındaki sürüngenlerin dişleri vardır, ama bir çok grupta bu bakımdan kimi ayrılıklar olduğunu belirtmek gerekir. Sürüngenlerin beden sıcaklığı değişkendir. Yani bunlar, memeliler ve kuşlar gibi sabit sıcaklıklı hayvanlar (homeoterm) değil de ikiyaşayışlılar, balıklar ve omurgasızlar gibi değişken sıcaklıklı hayvanlardır (poykiloterm).


KAPLUMBAĞALAR

Tüm yeryüzünde çok erken tarihlerde eşit biçimde yayılmış olan kaplumbağalar (Chelonia) Anapsida altsınıfını oluştururlar. Bunların, Güney Afrika Permiyeni'ne ait, gövdesinde yalnızca on omur bulunan küçük sürüngen Eunotosaurus'a benzer biçimlerden türemiş oldukları sanılır. Fransa'da Saint-Affrique Permiyeni'nde gerçek bir kaplumbağa olan Archaeochelis pougeti bulunmuştur. Triyas kaplumbağaları, günümüzde yaşayanlardan daha karmaşık yapıdaydılar ya da açıkça bunların benzeriydiler.

Kaplumbağaların başlıca özelliği, bir sırt zırhı ve bir karın zırhından oluşan bağalarıdır. Her iki bölüm, kenarlarıyla birbiriyle kaynaşmış ve üstderiden oluşmuş boynuzsu plaklardan meydana gelmiştir. Kabuğa asıl sertlik ve dayanıklılığını veren, bu boynuzsu plaklar ve derinin altında bulunan kemik plaklardır. Bunlar iskelete ait olan omurlar ve kaburgalarla kaynaşmış durumdadır. Kemik plakların düzeni ve sayısı, üstteki boynuzsu plaklarınkine uymaz. Kabuk plaklarının düzen ve sayıları türlere göre değişir. Günümüzde yaşayan kaplumbağalar iki alttakıma ayrılır. Bunlardan biri gizliboyunlular (Cryptodira), öbürü de dönerboyunlulardır (Pleurodira). Gizli boyunlular karada ya da suda yaşayan ve bütün kıtalara yayılmış olan az ya da çok eski tüm kaplumbağalardır; bunlarda boyun, kabuk içine yana bükülmeden, geriye doğru S harfi biçiminde kıvrılarak çekilir. Dönerboyunlular, birkaçı dışında, Güney yarıkürede yaşarlar; boyunlarını, kabuk içine çekerken, yana bükerler. Kalça kemeri, bağa ve karın zırhı ile kaynaşmıştır.


PLEZİYOZORLAR VE İHTİYOZORLAR

Pleziyozorlar (Plesiosauria), notozorlarla (Nothosauria) birlikte, tümü fosil olan Sauropterygia takımını oluşturur. Notozorlarda hala, foklar gibi güçlükle ilerlemelerine olanak veren üyeler (bu üyeler yüzme paletlerine benzer) bulunmsına karşılık, pleziyozorlarda yalnızca yüzgeçler vardır. Bunlar deniz sürüngenleridir, ama biçimleri bakımından ihtiyozorlardan ayrılırlar; bunlarda beden geniş, kuyruk ve boyun uzundur. Pleziyozor cinsini boyu, çapı 1 metreyi biraz geçen bedeniyle 5 metreye erişebiliyordu.

Tümü fosil olan ihtiyozorlar Parapsida altsınıfının iki takımından birini oluşturur. Bunlar, çenelerin uzaması nedeniyle dar bir burun bölgesi olan ve böylece kafatasları öne doğru uzanmış olan deniz sürüngenleridir; bedenleri aoerdinamiktir. Yalnızca etçildirler. Kimilerinin boyu 8-10 metreye erişmiştir; yılan biçiminde olan Tylosaurus ve Mosasaurus'un boyu 15 metreye ulaşmıştır.


YILANLAR VE KERTENKELELER

Günümüzde yaşayan pullusürüngenlerin (Squamata) [bunlar günümüzde dünyada yaşayan sürüngenlerin çoğunluğunu oluşturur] kökenini oluşturan lepidozorların atalarına ilişkin fazla bilgi yoktur. Kuşkusuz burada söz konusu olan, küçük biçimlerdir. Pullusürüngenlerin en eski kalıntıları İsviçre'nin ve Kuzey İtalya'nın Orta Triyas devrine aittir. Askeptosaurus ve Macrocnemus günümüzde yaşayan kertenkelelere çok benziyordu, ama bedeni bir kertenkeleninkinden çok farklı olmayan Tanystropheus'un bacakları, her biri aşırı derecede uzamış on iki boyun omurundan oluşan çok uzun bir boynu ve gerçek bir yılan kuyruğu vardı. Böylece boyu 4 metreye yaklaşıyordu ama asıl bedeni yaklaşık 50 cm boyundaydı. Pullusürüngenler takımı, kertenkeleler (Sauria) ve yılanlar (Ophidia ya da Serpenria) olmak üzere iki alttakıma ayrılır. Kertenkeleler alttakımı şunları içerir: Gekogiller (Geckonidae); iguanagiller (Iguanidae); bukalemungiller (Chamaeleontidae); skingiller (Scincidae); özkertenkelegiller (Lacertidae); varangiller (Varanidae); agamagiller (Agamidae); köryılansıgiller (Anguidae); boncuklukertenkelegiller (Helodermatidae). Yılanlar alttakımıysa üç üstaileye ayrılabilir: Boagiller (Boidae); suyılanıgiller (Culubridae); Typhlopidae ailesi (köryılanlar).


ARKOZORLAR, TÜREVLERİ ve DÖLLERİ

Arkozorlar (tümü fosil), Permiyen'den beri çok çeşitli biçimlerde gelişmiştir. Bu, olası en büyük çeşitliliği gösteren gruplardan biridir. Ancak Triyas'tan beri var olan tekodontlar, iki alttakımı içinde son derece çeşitlidir. Bu alttakımlardan biri , küçük boyda timsah görünümünde ve en eski olan Proterosuchidae ve iki ayaklı Ornithosuchidae ailelerini kapsayan Pseudosuchia, öbürü timsahlara benzemekle birlikte onların atası olmayan Phytosauria'dır. Pseudosuchia dinozorların atası olabilir.


DİNOZORLAR

Dinozor terimi genel olarak İkinci Zaman'da yaşamış olan dev Diapsida'yı belirtir, ama her ikisi birlikte dinozorları oluşturan Saurischia ve Ornithischia, orta boyda hatta nispeten küçük (sözgelimi, bir metre) olabilir. Saurischia'nın normal kertenkeleninkine benzer üç dallı bir kalça kemerinin bulunuşuyla nitelenmesine karşılık, Ornithischia kuşların kalça kemerini anımsatan dört dallı bir kalça kemeriyle donanmıştır. Bununla birlikte, Ornithischia, kuşlara ileten filuma ait değildir. Bunlar yalnızca bu filumun ve pterozorlarınkinin yan kısımlarıdır. Saurischia ve Ornithischia dinozorların atası olan ve tekodontlar takımı içinde yer verilen Coelophysis, iki ayakla yürümeye uyarlanmanın bir başlangıcını göstermiştir. Hayvan uzamış ve güçlenmiş olan arka üyelerinin üzerinde durabiliyordu. Buna karşılık ön üyeleri kısalmıştı, avları yakalamaya ya da dallara tutunmaya yarıyordu. Bu sürüngenin bedeninin ağırlığı uzun ve güçlü bir kuyrukla dengeleniyordu. Kalça eklemi, çevresinde bedenin mil üzerindeymiş gibi döndüğü, bir eksen oluşturuyordu. Saurischia içinde bu iki ayaklı biçime doğru yönelen aileler bulunur (sözgelimi, ayaktayken aşağı yukarı 15 m yüksekliğe erişen dev etçil Tyrannosaurus'un ait olduğu aile gibi). Kimi Ornithischia da aynı biçimde iki ayak üstünde yürüyordu (Saurischia'dan Brontosaurus ve Ornithischia'dan Stegosaurus ile Triceratops bunlara örnektir.)

Birkaç yıl önce, dinozorların ya da kimi dinozorların ya da kimi dinozorların, en azından kısmen beden sıcaklıklarını sabit tutmayı (homeotermi) başarmış, yani az çok yetkin bir biçimde (kuşlar ve memeliler gibi) beden sıcaklıklarını düzenleme özelliği kazanmış olabilecekleri düşünülmüştür.

Öte yandan, dinozorların fosilleşmiş kalıntılarının ayrıntılı incelemesi ve bunların yürüme ayaklarıyla günümüzde yaşayan türlerin yürüme ayakları arasında belli anatomi karşılaştırmaları, dinozorların (belki de otçul mastodontların bile), hantallıklarına karşın, belli bir çevikliğe ve uzun atlamalı "hızlı koşma"ya uyarlanmış olabilecekleri kanısını uyandırmıştır.

PTEROZORLAR VE KUŞLARIN ATALARI

Pterozorların fosilleşmiş kalıntılarının en eskileri Liyas'a, yani Jüra'nın başlangıcına, en yenileriyse Tebeşir devrinin sonuna aittir. Bu fosillere göre pterozorlar, sürüngenlerinki gibi uzun kuyruklu ve iyi gelişmiş dişli Rhamphorhynchoidea ile çok kısa kuyruklu ve dişlerin yerini alan boynuzsu gagalı Pterodactyloidea olmak üzere iki alttakıma ayrılabilir. Bunların tümünün kuşlarda olduğu gibi bedenin hafifleşmesini sağlayan, içi hava dolaşıma olanak verecek biçiminde oyuk kemikleri vardı. Kanatları çok büyüktü. Bu hayvanlar büyük olasılıkla yükselebilmek için hava akımlarından yararlanıyorlar, az ya da çok büyük uzaklıkları aşarken de süzülerek uçuyorlardı.

Fosilleşmiş kalıntıları, Bavyera'nın Jüra tabakasında bulunmuş olan arkeopteriksin pterozorla aynı atalardan geldiklerine pek kuşku yoktur. Arkeopteriksin sürüngenler gibi, koni biçimli dişleri, tırnaklı parmakları olan bir "el"i, karinasız bir göğüs kemiği, görme lopları beyin yarıküreleriyle beyincik arasına giren bir tümbeyni, vb. özellikleri vardı. Ama daha birçok özellik bakımından da tam bir kuştu.


THERAPSİDA İLE MEMELİLERE DOĞRU

Permiyen'den beri dünyada geniş çapta yayılmış olan Synapsida altsınıfı iki takıma ayrılır: a) İlkleri kertenkelelerin görüntüsünde olan (Varanosaurus, 1,30 metre boyunda) ama sonradan yarar sınırını aşarak çeşitli çıkıntılarla (Sphenacodon'un hançer gibi çok büyük dişleri, Dimetrodon'un omurlarına kadar dikensi çıkıntıları vb.) donanmış bulunan Pelycosauria çok erken tarihlerde memelilerin eğilimlerini (bir başka değişle emzirme) gösteren Therapsida'dır (ya da Theropsidae); kuşkusuz bunların, incelikleri nedeniyle iz bırakmayan küçük türleri, memelilerin doğrudan türediği biçimlerin dölüdür. Her durumda Therapsida evrimleşen bir çok (onun üstünde) soyu yaratan karmaşık bir bütün oluşturur. Therapsida evriminin sonuna doğru, ikincil bir damakla donanmıştır. Böylece ağız boşlukları yalnızca burun ve soluk almayla ilgili bir üst bölümle hem beslenme hem de soluk almaya yarayan bir alt bölüme ayrılmıştır. En çok memeli eğilimi, öbür çene kemiklerinin zararına dişlerin gelişmesindedir. Çeşitli Therapsida, üstün derecede bir memeli özelliği olan iki artkafa kemiği lokmasına sahiptir. Bazılarında dişler "köpek dişleri", "kesici dişler", "azı dişleri" denebilecek derecede farklılaşmıştır.

Bedene yaklaşma eğiliminde olan üyelerin yönlenmesine ilişkin çok önemli bir başka dönüşüm, dirseğin geriye doğru yönelmesine karşılık, dizin öne doğru yönelmesidir. Beden yerin üstünde yükselmiştir. Hareket daha kolaylaşmıştır ve daha hızlıdır. Eller ve ayaklar özelleşmiştir. Therapsida takımı, her biri birçok cinsi kapsayan beş alttakıma ayrılırlar:

a) Çok eski olan ve büyüklüğü cinslere göre, birkaç santimetreyle birçok metre arasında değişen ve önemli bir grup olan

Dicynodontidae

'yi veren

Anomodonta

alttakımı;

 

b) Birçok grubu memelilerin özelliklerinden yana zengin olan etçil

Theriodonta

alttakımı;

 

c) Sürüngenler ve memeliler arasındaki gerçek geçiş biçimlerinin bulunduğu, ama özelleşmelerinin bunları, memeliler sınıfından doğrudan ataları olarak saymaya engel olduğu iktidozorlar alttakımı;

 

d) Memeli soylarından daha çok uzaklaşan

Titanosuchia

ve

Gorgonopsia

alttakımı;

 

e) Bütün olarak özellikleri memeli anatomisini anımsatan

Cynodontia

alttakımı.




SÜRÜNGENLERİN GENEL YAPISI

Sürüngenlerin kafatası, kafatasının şakak bölgesinin ve arka bölgesinin kemiklerinin çoğu kez bulunmayışıyla nitelendirilir. Bu hayvanların kafatasında, yeri değişebilen bir ya da iki şakak çukuru oluşur; bu özellikten, yani şakak çukurlarının bulundukları yer ve sayısından sistematikte yararlanılır. Damağın yapısı önemli değişikliler gösterir. İlkel yapı, kertenkeleler gibi, kimi sürüngenlerde korunur ama kaplumbağalarda ikincil bir damak ortaya çıkar ve bu, timsahlarla memeli sürüngenlerde daha da gelişir. Çene eklemi, dörtköşemsi kafatası kemiği ve squamosus kemikleri arasında oluşur. Dişler, genellikle koni biçimlidir. Dişlerin değişik biçimlerde olması özellikle memeli biçimlerinde görülür. Eksen iskeletinde, kaplumbağalar ve yılanlarda göğüs kemiği yoktur. Omurların gövde kısımlarının ya yalnız arka tarafları ya da yalnız ön tarafları çukurdur. Sürüngenlerin üyeleri bir dört ayaklı üyesinin temel yapısındadır, ama kimi kez çok değişikliğe uğrar ve pterozorlarda olduğu gibi uçmaya ya da pleziyozorlar ve ihtiyozorlarda olduğu gibi yüzmeye uyarlanma gösterir; kimi dinozorların ön üyeleri gibi çok indirgenmiş de olabilir; son olarak ayaksız kertenkeleler (kahverengi köryılan) ve yılanlarda hiç üye bulunmaz.



Birçok sürüngende, bağırsak başlıca iki bölüt içerir: Bunlardan biri, dar olan ince bağırsak ve öbürü bir boğumlu ince bağırsaktan ayrılmış olan daha uç tarafta bulunan kalın bağırsaktır. Kalın bağırsağın başlangıç bölümünde çıkıntılar vardır. Yılanların ve boncuklu kertenkelelerin tükürük bezleri, zehir bezlerine dönüşmüştür. Akciğerler, birçok kertenkelede ve noktalı kamadişte az gelişmiştir: Kimi türlerde yalnızca sağ akciğer gelişme göstermiştir. Sürüngenlerin kalbi genelde iki kulakçık ve bir karıncık kapsar: Yalnızca timsahların iki karıncığı vardır. Kalbin bölmelere ayrılmış olması sayesinde, toplardamar kanı (kirli kan) ve atardamar kanı (temiz kan) birbirinden iyice ayrılmıştır. Kalpten çıkan ana atardamarın başlangıcındaki şişkin bölüm uzunlamasına üçe, yani bir akciğer atardamarı ile iki ana atardamar yayına ayrılmıştır.



Sürüngenlerin böbreği; çok lopçuklu olması nedeniyle kertikli bir görünümdedir. Sidik borusunun her kolu bu lopçukların birine denk düşer. Kimi sürüngenlerde bir sidik torbası vardır. Üreme aygıtı amniyonluların üreme aygıtıyla aynı genel yapıdadır. Erkekte bir çiftleşme organı vardır. Tiroit bezinin yapısı yalındır. Dinozorların çok büyük boyutlu olmalarının nedeni, hipofizin aşırı çalışmasına bağlanmıştır.



Sinir sistemi, sürüngenlerde beyin kabuğu özellikle koku alma sinirlerini içerir; bu bir rinansefaldir. Üç köşeli bir bağ, beyin yarıkürelerini birbirine bağlar; beyincik indirgenmiştir. Sürüngenlerde görme oldukça gelişmiştir. Fosil biçimlerde ortada tek bir göz vardı. Sürüngenlerin koku alma duyusu da aynı biçimde gelişmiştir. Yılanların dilinin ucu ortamdaki kokuya karşı duyarlıdır. İşitme, sürüngenlerin yaşamında ancak küçük bir rol oynar. Çıngıraklı yılanın yüzünde, kızılaltı ışınları algılamaya yarayan bir yüz çukuru vardır.



Kimi sürüngenler özellikle, birçok yılan ve Kuzey Amerika'nın ıssız yerlerinde yaşayan boncuklu kertenkele gibi birkaç kertenkele zehirlidir. Yılanların zehir bezleri kulakaltı bezlerinden türemiştir. Demek ki zehir, değişikliğe uğramış bir tükürüktür. Bu bezler bir kanalla üstçenedeki dişlerle bağlantılıdır. Boncuklu kertenkelelerde, zehir tersine, altçene dişleriyle akıtılır. Dünyada zehirli yılanlar yüzünden yılda yaklaşık 30-40.000 ölüm olayı görülür.




YERLEŞİM VE BESLENME

Yılanlar, kertenkeleler ve kaplumbağalar, aralarında ılıman bölgeler de olmak üzere dünyada geniş bir alana yayılmışlardır. Timsahlarsa tropikal bölgelere özgüdür. Kalakbaşlılarsa Yeni Zelanda'da yaşayan noktalı kamadişe indirgenmiştir. Birçok sürüngen türü ve çoğu kez en etkileyici olanları adalarda birbirinden ayrı olarak yerleşmişlerdir: Komodo'nun dev varanı (

Varanus comodoensis

), Aldabra ve Galapagos'un deniz iguanası (

Amblyrhynchus cristatus

) buna örnek oluşturur.



Çok sayıda sürüngen (yılanlar, bukalemunlar) ağaçlarda, timsahlar, kaplumbağalar ve özellikle anakonda gibi yılanlar da tatlı sularda yaşarlar. Günümüzde yaşayan çok az tür gerçekten deniz biçimidir, bunlar yalnızca deniz kaplumbağaları, deniz yılanları ve daha az ölçüde Galapagos'un deniz iguanası ve deniz timsahıdır (

Crocodylus porosus

). Kimi sürüngenler dağlarda oldukça yükseklerde yaşarlar; Himalaya'da agamalar 5000 metreye bile erişebilirler. Skingiller (

Scincidae

) gibi toprak kazıcı ve Küba'da yaşayan bir iguana ve Malezya'da yaşayan bir tür su yılanı gibi mağaralarda yaşayan iki renksiz tür de vardır. Sürüngenlerin tür sayısı, enlemler arttığı oranda, yani ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe azalır. Bu, Avrupa'da çok açık bir biçimde görülür. İskandinavya'da çok az tür yaşar. Norveç açıklarında kimi kez dev deniz kaplumbağası (

Dermochelys coriacea

) yakalanır. Antarktika'daysa sürüngen bulunmaz.



Sürüngenlerin çoğu etçildir, yalnızca bazı kaplumbağalar ve kertenkeleler (agamalar, iguanalar) otçuldur. Kimi türler özel bir beslenme rejimi gösterir. Agamagillerden Avusturalya dikenli agaması ya da dikenli şeytan (

Moloch horridus

) ve uçan agama (

Draco volans

) karıncalarla beslenir, pek çok yılan yalnızca termitleri yer. Sürüngenler, çok kilo kaybetmeksizin uzun zaman aç kalabilirler. Sözgelimi büyük yılanlar kimi zaman besin almadan bir yıldan uzun süre yaşayabilirler.




SÜRÜNGENLERİN YAŞAM ÖZELLİKLERİ

Günümüzde yaşayan sürüngenler arasında bazı cinslerin, erkeğin şiddetle koruduğu bir yaşam bölgesi vardır. Aligator ve çeşitli kertenkelelerde (sözgelimi iguanalar, skinkler vb.) durum böyledir; geko, yaşam bölgesinin sınırını dışkılarıyla belirler. Yılanlar ve kaplumbağaların sınırlı yaşam yerleri yoktur. Gerçek koloni oluşturan sürüngen sayısı azdır ama çoğu, özellikle kışı geçirmek için oldukça büyük topluluklar oluştururlar. Bazı türler, karınca ya da termit yuvalarında yaşarlar. Bu durum özellikle ikiyönlü kertenkelegillerde (

Amphisbaenidae

) görülür.



Cinsel farklılık genellikle az belirgindir; sırt yüzgeçleri ve baş boynuzları kimi kez erkeğe özgüdür. Eşler (yani bir erkek ve bir dişi) çiftleşmek için dışkılıklarını birbirine yaklaştırırlar. Erkek, dişinin sırtına kimi kez dişleriyle yapışarak ata biner gibi biner. Döllenmede gecikme olabilir, spermatoyitler de uzun süre canlı kalabilirler: Bir yılan son çiftleşmesiden beş yıl sonra yumurtlayabilir.



Sürüngenler, çoğunlukla, yumurtlayıcıdırlar (ovipar). Yumurtalarını toprağa gömerler; yavru, yumurtadan çıktığında erişkinin küçük bir modeli gibidir. Dişi aligator, bitki kalıntılarıyla bir yuva yapar; bu sürüngenlerde seyrek görülen bir durumdur. Kimi kertenkeleler ve yılanlar, sözgelimi engerek ve doğurgan kertenkele doğurucudur (vivipar). Sürüngenlerin deri değiştirmesi iyi bilinen bir olaydır. Üstderinin boynuzsu tabakası (

stratum cornerum

) yaklaşık her ay parçalar halinde düşer. Büyüme, beslenme, sıcaklık gibi çeşitli iç ve dış etkenler bu olayın kaynağı olabilir. Yılanlar derilerini tek bir parça halinde bırakırlar. Sürüngenler, yüz yaşına, hatta kaplumbağalar bunun iki katı olmak üzere çok ileri yaşlara erişebilirler.



Tropikal bölgelerde yaşayan sürüngenlerin bolluğuna karşın, kimi türlerin seyrekleşmesinden ya da ortadan kalkmasından insanlar sorumludur (yılan derisinin özellikle marokencilikte kullanımı nedeniyle). Rodriguez adası kaplumbağasının (

Testudo vosameri

) soyu, XVIII. yy'a doğru tükenmiştir.




İKİYAŞAYIŞLILAR..

Dört ayaklı amniyonsuz (

Anamniota

) omurgalılar sınıfı.



Yaşamlarının büyük bir bölümü, özellikle başkalaşım geçirene kadar suda geçer (adları da bu özelliklerinden kaynaklanır). İkiyaşayışlıların, zehirli salgı bezleri içeren, pulsuz, çıplak derileri vardır, ama zehir organlarının olmaması, savunmasız kalmalarına neden olur. Solunum, geniş çapta deriyle yapılır. Bununla ilişkili olarak, yani deri solunumunun önemi nedeniyle, akciğerler çoğu kez küçülmüştür. Kalbin iki kulakçık ve bir karıncığı vardır. Sinir sisteminde, uçbeyin tümüyle koku alma duyusuyla ilgilidir. İkiyaşayışlılar genellikle, su birikintilerine yumurtlayarak ürerler: bu yumurtalardan iribaş ya da tetar adı verilen kurtçuklar çıkar. Bunlar, başlangıçta küçük bir balık görünümündedir. Önce dış solungaçlarla, sonra bir solungaç kapağıyla örtülmüş iç solungaçlarla solunum yaparlar. Daha sonra, iribaş başkalaşım geçirir: İç solungaçların yerini akciğerler alır, önce ön, sonra arka ayaklar gelişir. Bazı ikiyaşayışlılar suda yumurtlamazlar ve kendilerine köpük, reçine vb'lerinden yuvalar yaparlar. Hatta kimi kez, yumurtalar erişkinin sırtı ya da karnı üzerinde gelişir; doğurucu (vivipar) ikiyaşayışlılar da vardır. Sözgelimi, Gine'de yaşayan

Nectophrynoides

cinsinden küçük kara kurbağası böyledir.




ESKİ DEVİRLERDE YAŞAMIŞ İKİYAŞAYIŞLILAR

Bazı saçakyüzgeçlilerden (

Crossopterygii

) türemiş ikiyaşayışlılardan olan

Rhipidistia

Devonyen'de ortaya çıkmıştır. Önce zırhlıbaşlarla temsil edilmiş, sonra Jüra'da bunlardan kuyruksuz kurbağalar (

Anura

) türemiştir. Daha sonra, Tebeşir devrinde kuyruklular (

Urodela

) ortaya çıkmış, ama kökenleri aydınlatılamamıştır. Daha yaygın bir sınıflandırmaya göre ikiyaşayışlılar, zırhlıbaşlılar (Stegocephalia), kurbağalar (

Anura

), kuyruklular (

Urodela

) ve daha küçük bir grup olan ayaksızlar (

Apoda

) olmak üzere dört takıma ayrılırlar. Görünümleri büyük semenderlerinkini anımsatan zırhlıbaşlılar, tümüyle fosil biçimler kapsar. En eski olanı, Grönland'da Üst Devonyen'e ait tabakalarda bulunmuş olan

Ichthyostega

'dır. Bu, iki hayvan sınıfı (balıklar ve ikiyaşayışlılar) arasındaki ilişkiyi gösteren en iyi örneklerden biridir. Çünkü

Ichthyostega

, ataları olan saçak yüzgeçlilerin birçok niteliğini taşır (özellikle kafatasında) ama gerçek ayakları vardır. Bu ayaklar,

Rhipidistia

'nın yüzgeçleriyle aynı embriyo kökeninden gelirler. Bir başka deyişle, hemen hemen yürüme organı biçimini almış olan bu ayaklar, çok fazla değişikliğe uğramamıştır.

Ichthyostega

'nın daha çok suda yaşamış olduğu sanılır: Gerçekten de, onun kuyruğu tek bir yüzgeçle çevrilmiş olup, bir yan çizgi sistemi bulunur. Grönland'ın Devonyen tabakalarında, yakın akrabası olan ama kafatası biraz daha farklı bir yapıda bulunan cins (

Acanthostega

) bulunmuştur. Öbürzırhlıbaşlardan olan labirentodontların (Labyrinthodontia) boyları 3-3,5 metreye erişmiştir. Sistematik durumu kuşkulu olan iki küçük grup daha vardır: bunlardan biri yılan biçimindeki

Lepospondyli

, öbürü belki de diğer zırhlıbalşlıların kurtçukları olan

Branchiosaurus

'dur.




PETEKLİ KURBAĞA VE SEMENDER

Günümüzde yaşayan ikiyaşayışlılar kurbağalar, kuyruklular ve ayaksızlardır. Birinciler, karakurbağaları ve su kurbağalarıyla temsil edilirler; erişkin halde kuyruktan yoksundurlar. Bunlar dilsiz ve dilli kurbağalar olmak üzere iki gruba ayrılır. Dilsiz kurbağalar, peteklikurbağagiller (

Pipidae

) ailesinden oluşur ve şu iki cinsi önemlidir: Laboratuar hayvanı olan, Afrika'nın pençe tırnaklı kurbağası (

Xenopus laevis

) ve dişisi yumurtalarını yavrular çıkıncaya kadar sırtında taşıyan, Güney Amerika'nın petekli kurbağası (

Pipa pipa

). Her yumurta hayvanın sırtında bir çeşit petek gözü içinde gelişir.



Dilli kurbağalar büyük karakurbağalarına denk düşen tekerdillikurbağagiller (

Discoglossidae

), karakurbağasıgiller (

Bufonidae

),

Leptodactylidae

, çamursalkurbağagiller (

Pelobatidae

) aileleriyle, ağaçkurbağasıgiller (

Hylidae

) ve sukurbağasıgilleri kapsar.



Ağaçkurbağasıgillerden ağaç kurbağası (

Hyla arborea

) 4 cm uzunluğunda, ağaçlara benzeşme gösteren ve parmaklarında yapışkan diskler (çekmenler) bulunan bir türdür.



Kuyruklular,

Perennibranchia

(sürekli solungaçlılar) ve

Caducibranchia

(geçici solungaçlılar) olmak üzere iki alttakıma ayrılırlar. Bunlardan birinciler, ikincilerin tersine, erişkin halde dış solungaçlarını korurlar.

Perennibranchia

, denizkızısemenderigiller (

Sirenidae

) ve mağarasemenderigiller (

Proteidae

) ailelerini kapsar.

Caducibranchia

, semenderleri ve tritonları kapsayan semendergiller (

Salamandridae

) ailesiyle, akciğersizsemendergiller (

Plethodontidae

),

Amphiumidae

, gizlisolungaçlıgiller (

Crytobranchidae

) ve

Amblystomidae

ailelerine ayrılır.

Amphiumidae

, A.B.D'nde yaşayan ve bacakları çok küçülmüş olan Amphiuma cinsini kapsar. Gizlisolungaçlıgiller (

Cryptobranchidae

) tüm ikiyaşayışlıların en büyükleridir. Bunlar, Çin ve Japonya'nın 1,5 metre uzunluğundaki dev semenderleridir (

Megalobatrachus

). Son olarak kütağızlıgiller (

Amblyostomidae

), neoteni gösteren, yani daha erişkin hale geçmeden üreyebilmeleriyle dikkati çeken aksolotiları içerir. Küçük bir grup olan ayaksızlar takımı, iri bir toprak solucanı görünümünde ve toprak altında yaşama alışkanlığında olan bacaksız hayvanlardır. Genellikle tropikal bölgelerde yaşarlar. En iyi tanınan türü, Güney Amerika'da yaşayan ve 50 cm boyunda olan

Typhlonectes

cinsidir.

 

Balıklar

Hayvanat Bahçemizde 97 türden toplam 479 adet balık görebilirsiniz. Balıkların listelendiği sağdaki sütunu kullanarak, her bir hayvan hakkında detaylı bilgilerin bulunduğu sayfalara ulaşabilirsiniz.

 

Suda yaşayan, solungaçlarla solunum yapan ve yüzgeçleri bulunan omurgalı hayvanların genel adı.

Balıkların yüzgeçleri iki çeşittir. Yanlarda çift olarak dizilmiş yüzgeçler, karada yaşayan omurgalıların ön ve arka üyelerine denktir: Solungaç kapaklarının arkasında gövdeye bağlanmış olan birinci çift, ön üyeleri karşılar ve göğüs yüzgeçleri diye adlandırılır. Karın çevresi kemiklerine bağlanan ikinci çiftse arka üyeleri karşılar ve karın yüzgeçleri diye adlandırılır.

Tek ve dikey doğrultuda olan ikinci çeşit yüzgeçlerse sırtta, kuyruğun altında ve ucunda yer alırlar.

Bazı türlerde yüzgeç bulunmaz, bazılarındaysa yüzgeçlerin yalnızca bir çeşidi vardır. Birçoğundaysa üç, dört, altı, sekiz, hatta on iki yüzgeç bulunur. Sırt ve anüs yüzgeçleri, en çok biçim değişikliği gösteren yüzgeçlerdir. Sözgelimi, sırt yüzgeci çoğunlukla tektir ve bazen başın hemen arkasından kuyruk yüzgecine kadar uzanır. Kuyruk yüzgeciyse, bazı balıklarda tam bir üçgeni anımsatacak biçimde, bazılarında yuvarlak, bazılarında elips biçiminde uzamıştır; çoğunlukla da çatallanmıştır ve eşit lopludur (bazı balıklarda yüzgeci oluşturan loplar eşit değildir).

BALIKLARIN BİÇİMİ


Balıkların genel biçimi, yaşama biçimlerine uygundur. Az çok mekik biçiminde olan bedenlerinde, baş, gövdeyle,aralarında öbür omurgalıların boynuna benzer hiçbir daralma olmaksızın birleşir. Levreğin, uskumrunun, sazan balığının biçimi, balıkların çoğunun biçimi konusunda bilgi verirse de , beden biçiminde hem genel olarak, hem de ayrıntılar açısından birçok değişiklik gözlenir. Beden bazen, yılanbalıklarında olduğu gibi, aşağı yukarı silindir biçiminde ya da elektrikli yılan balıklarındaki gibi, gümüş bir şerit biçimindedir; bazen de, deniz iğnelerininki gibi çok yüzlüdür ya da kirpi balıklarınınki gibi küremsi bir şişme gösterir. Yassı balıklar (dilbalığı, pisi balığı), yanlardan yassılaşmış balıklardır; vatozlarsa sırt-karın yönünde yassılaşmışlardır.

ANATOMİ

Balıkların iskeleti, dokunun niteliği bakımından, oldukça büyük çeşitlilik gösterir; bu da kemikli balıklar, lifli kıkırdaklı balıklar ve kıkırdaklı balıklar arasındaki farkları açıklar. Kemikli balıkların kemikleri çok sıkı liflerden oluşmuştur ve liflerdeki kireçli madde, dokularda hiçbir aralık kalmayacak kadar boldur. Kemikler kesinlikle bağdaşık yapıdadır ve öbür hayvanlardaki ilik adı verilen yağ karışımlı jelatini içermezler.

Lifli kıkırdaklı balıkların iskeletinde, kireçli madde, iskelet öğelerinin temelini oluşturan kıkırdak içindeki lifler tarafından biriktirilir; ama, kemik dokusununkinden o kadar azdır ki, hiçbir zaman sertleşmez ve kemikli balıkların özelliği olan kemik bağdaşıklığını kazanmaz. Kıkırdaklı balıkların iskeletlerinin dokusuysa, her zaman çok yumuşaktır.

MORFOLOJİ

Balıklar arasında derisi bütünüyle çıplak, pulsuz türlere de rastlanır. Yılanbalığının pulları küçüktür ve bedenini kayganhale getiren kalın sümüksü bir maddenin oluşturduğu tabakanın altında gizlenmiştir. Bazı balıklarda pulların çapı 5-6 cm kadar olabilir. Kaygan, bazen dikenli ya da bölmeli olabilen pullar öylesine serttir ki, balık kemikten bir kılıfla kaplanmış gibidir. Vatozların derisindeki pullar, az çok çıkıntılı bir dikenin tabanını oluştururlar. Kirpi balıklarında bir dikenler, balık şiştiği zaman dikleşirler ve uzunlukları 4-5 cm'yi bulur. Pulların yapısı balıkların çeşitli takımlarında öylesine belirgindir ki, Agassiz, bu özelliği balıkların sınıflandırılmasına temel olarak almıştır.

KASLAR

Balıkların kas sistemi çok gelişmiştir. Gerçekten bedenlerinin en büyük bölümü çoğunlukla kaslardan oluşur. Dolgun liflerin oluşturduğu kaslar, genellikle beyaz, ama bazı türlerde de farklı renklerdedir. Balıklarda, kuyruk başlıca ilerleme organıdır. Düşey yüzgeçler gerçek bir kürek işlevi gören kuyruğun alanını yalnızca genişletmeye, oysa yan yüzgeçler, yani göğüs ve karın yüzgeçleri, hareketin yönünü etkileyerek hayvanı dengede tutmaya yararlar. Bu çeşitli organlar, balıkların genellikle büyük bir hızda yüzmelerini sağlarlar. Sözgelimi kılıçbalığının ve yelken balığının hızları yaklaşık olarak saatte 100 km'dir. Bazı türler, göğüs yüzgeçlerinin olağanüstü gelişmesi sayesinde sudan sıçrayarak belli bir süre havada kalabilirler.

FİZYOLOJİ

Balıklar kırmızı kanlıdır; elips biçiminde olan kan yuvalarının büyüklüğü, türlere göre değişir. Dolaşım sisteminde, bir kulakçık ile bir karıncıktan oluşan bir yürek vardır. Kulakçık kirli kanı alır; karıncık da solunum sistemine gönderir. Solungaçlarda oksijenlenen kanın büyük bir bölümü, uzun bir sırt damarında (ana atardamar ya da aort) toplanarak organizmaya dağılır. Böylece kan, memeli hayvanlarda ve kuşlarda olduğu gibi, dolaşım sistemini baştan sona geçerken solunum sistemini de bütünüyle aşar; ama yürekten sadece bir kez geçer. Balıklar solungaçlarla solunum yaparlar. Solungaçlar birbiriyle karşı karşıya gelebilecek biçimde her iki yanda dörder tanedir. (ama kıkırdaklı balıkların çoğunda, beşer solungaç vardır.) Ağzın içinde, birbirini izleyen iki solungaç arasında, suyun geçebildiği ve solunum sistemi mukozasının yüzeyine ulaşabildiği geniş bir yarık bulunur. Böylece, solungacın çok sayıdaki yaprakçıkları, suyun içinde kolayca kalkar ve yüzer. Ama balık sudan çıkarıldığında, bütün solungaç yaprakçıkları birbirinin üstüne yığılır ve balık ancak solungaçlarının küçük bir bölümüyle ve nemli oldukları sürece solunum yapar. Bir başka deyişle, balık suyun dışında kısa sürede ölür (ama yılanbalıkları gibi bazı türler, doğal ortamlarının dışında oldukça uzun süre yaşarlar).

SİNDİRİM SİSTEMİ

Balıklarda sindirim sisteminde büyük farklılıklar gözlenir. Bütün balıklarda görülen karaciğer genel olarak büyüktür ve yumuşak bir dokudan oluşur. Kıkırdaklı balıkların dışında, pankreasın yerini ya mide ile bağırsağın birleştiği mide kapısının çevresinde bulunan özel bir dokudan oluşmuş körbağırsaklar ya da bağırsağın başlangıcında bulunan bu dokunun kendisi alır. Ağzı donatan dişler de büyük ölçüde değişkenlik gösterir. Yalnızca birkaç türde hiç diş bulunmaz. Dişler genellikle avı tutmaya ya da parçalamaya yarar.

Balıkların çoğu hayvansal besinlerle beslenirler. Yırtıcı olanların bir bölümü, kendi türlerinden olanları bile ayırt etmeksizin balıklara saldırarak beslenirler. Bazılarıysa kabukluları ve yumuşakçaları yer. Az sayıda balık türüyse bitkicildir ya da midelerini mikroskobik hayvancıklarla dolu suların çamurlarıyla doldururlar.

Balıkların böbrekleri omurga boyunca uzanır. Ama sidik torbası göden bağırsağının üstündedir ve memelilerdekinin tersine, anüs ile üreme açıklığının arkasından dışarı açılır.

SİNİR SİSTEMİ

Balıkların beyni, bedene oranla çok küçüktür ve beyni oluşturan çeşitli bölümler eşit olmayan biçimde gelişmiştir. Bununla birlikte, beyinden çıkan sinirlerin dağılımı, öbür omurgalılarınkiyle tam bir benzerlik gösterir.

Duyu organları arasında, genellikle büyük olan göz, geniş ve çok açık olan gözbebeğiyle dikkati çeker.

Derin deniz balıklarının gözleri ya körelmiş ya da çok gelişmiştir. Kulağın yapısı yalındır: Yalnızca iç kulaktan oluşur. Kokualma organı, tabanı kıvrımlı bir zarla çok düzenli biçimde döşenmiş kapalı bir uçla son bulan, iki boşluktan oluşur; balıklar kokulara karşı çok duyarlıdırlar (hiç akıntı olmasa bile uzaktan yemin bulunduğu yere doğru hareket ederler) Buna karşılık, tat alma pek gelişmemiştir. Balıkların dili kemiktendir ve yapısında çok az sinir yer alır. Ayrıca, balıklar besinlerini ağızlarında tutmazlar. Dokunma duyusu son derece gelişmiştir. Böylece balıklar, şaşırtıcı bir keskinlikle, suyun en küçük titreşimlerini hissedebilir ve geldikleri yeri belirleyebilirler. Dokunmanın başlıca merkezi, omurgaya koşut olarak gövde boyunca uzanan ve yan çizgi adı verilen bir oluk içindedir. Dokunma duyusuna dudaklar da yardımcı olabilir.

ÜREME

Balıklarda yumurtalar genellikle beden dışında döllenir (yani ovipardırlar). Son derece ince, suyu ve dölleyici sıvıyı geçiren bir zarla kaplı olan yumurtaların büyüklüğü değişkendir. Bazı türler bir milyondan çok yumurta yumurtlar. Bütün bu yumurtalar iki zarla sarılmış bir vitellüsten oluşurlar; bazı köpekbalıklarında bir eten vardır. Dişi yumurtlama dönemindeyken, yumurtalar çok büyük bir gelişme gösterirler ve aşağı yukarı büyün karın boşluğunu doldururlar. Erkekte balık sütü denilen sperma içinde aynı şey söz konusudur. Üreme sırasında dişi ve erkek balıklar, olağan üstü etkinlik gösterirler: Su bitkilerini hareket ettirir, kıyılara yaklaşırlar ve dişi, sığ yerlere yumurtalarını döker. Yumurtalar bırakılır bırakılmaz, erkek balıklar onları döllerler. Sonra erkek ve dii, yumurtalarını bırakıp giderler. Ama, diken balıkları, horozbinalar, yayın balıkları gibi bazı balıkların yuva yapma içgüdüsüyle yumurtalarını koruduğu görülür. Bazı türlerde erkek ve dişi, yavruların çevresinde durur ve bir tehlike sezinledikleri anda onları geniş ağızlarının içine alarak korurlar. Bazı balık türleriyse çiftleşirler ve yumurtalar ana karnında açılır (yani ovovivipardırlar); yavrular kısa bir kanalla dışarı çıkarlar. Yalnızca köpekbalıklarında, yumurtalıktan ayrı, çoğunlukla gerçek bir dölyatağıyla son bulan uzun yumurtalık kanalları vardır. Köpekbalıkları ya canlı yavrular ya da bağsı bir maddeyle sarılmış büyük yumurtalar üretirler.

 

~~~~~~ ~~~~~~ ~~~~~~ ~~~~~~ HABERİ BEĞEN & PAYLAŞ ~~~~~~ ~~~~~~ ~~~~~~ ~~~~~~

http://www.yukleresim.com/images/24824848813363141175.gif

http://i52.tinypic.com/34j2a2f.gif

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim