Gazete Manşetleri

Sitemizi Beğendiğiniz mi?

Bizi Nerden Buldunuz ?

~ KiMLeR SiTeDe ~

59 ziyaretçi ve kayıtlı kullanıcı yok çevrimiçi

May
23
2011
Son güncelleme: -0001-11-30 Yayın tarihi: 2011-05-23
Üst Kategori: Gazeteler
Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlemesi: / 0
Kötüİyi 

Rauf Atilla Polat JLIB_HTML_CLOAKING http://www.haberx.com/resources/pictures/4C/65100/65100.jpg

16.05.2011 01:41
Cehl olma, yakma beni...

Mahmut Efendi, yanında Cübbeli Ahmet H. ve müritleri...

Mikrofon Cübbeli'de:  Söze ''Asrın Müceddidi Mahmud Efendi Hazretlerimiz'' diye başlıyor ve seçimle ilgili konuşurken de diğer Müslümanlara laf dokunduruyor ve her zamanki gibi yine iftira ve çamur atmaya devam ediyor...

Bir ara Mahmut Efendi ''müceddid'' demeyin der mi diye bekledim ama nafile...

Uzun zamandır Mehdi-Müceddid meselesi üzerinden Müslümanlara oyun oynanıyor.

Türkiye'de özellikle bir tarafta Cübbeli diğer tarafta Adnan Oktar denilen zevat kendi gruplarını zirvede göstermek, müjdelenmiş ilan edilmek için elinden her türlü negatif enerjiyi gösteriyor.

Bir nevi kendini alim zannedenler tarafından ''zorbalık nefsi'' dönemi yaşıyoruz.

İlim pratikten koparıldığı zaman, ilmi mastürbasyon başlar.  Ve millet birbirine ilim satmaya başlar, zulm eder.

Bilmek başkadır, yaşamak başkadır.  Ne kadar ilim sahibi olursanız olun yinede hakikat görünmeyince cahil olmaktan kurtulmak mümkün değildir...Rabbini bilen nefsini bilir.

Ancak şimdiki ilahiyatçı veya alim denilen şahıslar salt akıl üzerinden fikir enjekte etmeye çalışıyorlar. Bir takım saf inananlarda ne yazık ki bu mücrimlerin peşinden gitmekten bir an olsun dur olmuyorlar.

İslam ilmine de -batı düşüncesindeki gibi- salt aklı sokmak düpedüz ihanettir. Toplumu mekanize birlik haline getirmek hiç bir düşünceye fayda sağlamamıştır. Akıl değer katmaz, aksine ruhsuzlaştırır. İkisini birlik içinde kullanmak en ideal olanıdır.

Bizimkiler 2 dil değil 5 dilde bilse, ezber üstüne ezberde yapsa alim olamazlar. Alim -okumak, ezberlemek vs..değildir -Allah'ın bildirdiğidir...Onun bildirdiği kadar bilir ve ona iman ettiğin kadar varsın. Tesirinde çapın kadardır.

Adnan Oktar, bana Mehdi deyin diye bir süre çırpındı, baktı olmuyor uzun bir zamandır da ''Mehdi gelecek diye tutturdu...Diğer tarafta da  Cübbeli ve şürekasıda hocalarını Müceddid ilan etmiş...

El-hak,  Mahmut Efendi müceddid, müçtehid veya kutubda olabilir...Ancak bu tür meselelerin hakikat penceresi böyle değildir.

Zaten bakıldığında her dönemde 12 kamil-mürşid ZAT postunda oturur.  Ayrıca her sıfatında mürşidi vardır.  ZAT mürşidleri en üsttedir. Bunların bazıları saklı, bazıları da öldükten sonra bilinir. Yaşadığı dönemde bilinenlerde vardır...Üç tanesi 3'lerde, diğer yedisi 7'ler dendir.

Ömer Bin Abdülaziz'den itibaren sürekli olarak bu makam vardır. Kıyamete kadarda makam-ı  Muhammedi olacaktır.

Misal, KIRKLAR Ashab-ı Suffe'den gelen bir meclistir. Bugün de var, her an var olacaktır. Allah her yerde Ademi yaratmaktadır.  Ve her an şeendedir. Kırklar sırrı-hakikatten haberdardırlar ve kırk'ların tamamı aslında ''1''dirler. Alemi misalde suretleri de ''1''dir.

Evet, bu tür meseleler bilindiği için uzatmaya lüzum yok.

Burada önemli olan mesele inananların kendi içinde birliği sağlamalarıdır. Ne yazık ki şuanda  başta Cübbeli ve tayfası olmak üzere Adnan Oktar ve kızlar grubu da ne yaptığının farkında değil.

Müslümanların içerisinde fitne ve fesat sokmak için ellerinden gelen say ve gayreti göstermektedirler.

Oktar denilen Mehdici milleti kandırarak hala daha Mehdi'nin geleceğinden bahsediyor..Her akşam sağdan soldan topladıkları ile milleti bir bekleyişe sokuyor.

Keşke sırrı-hakikatin kitaplarda olmadığını bilseydi.  Keşke kitabın suret olduğundan haberdar olsaydı da zamanını bu kadar israf etmeseydi milleti de günaha sokmasaydı.

Her akşam hadis ve ayetlerle uğraşıp mehdi gelecek diye çırpınacağına okuduğu o ayetlerin ve hadislerin sırrına ermek için seyru-suluk yoluna girseydi ya da seyr-i ruhani hakikatinden gerçeğe ulaşabilseydi.

Ancak gerçek olan bir şey var ki , o da evliyanın buyurduğu gibi 'okuduklarını yaşamadıkça ol-a-mazsın. Okuduklarını yaşamayanda Kuran'da merkeb olarak ifade edilir. Alemi-misal de merkebin karşılığı da malum...

Müslüman yaşadığı her anın farkında olarak yaşamanın sırrına ermek zorundadır. Daha bu yaşına gelmiş alim denilen bu şahısların mezarlıktan geçerken yeraltı aleminin halini görememesi bile başlı başına cehl dönemine işaret eder.

İbn-i Arabi,hakikati yaşamayan ve İslam bilinci içerisinde olup da farklı ritüellerle eğlenenlere ''maneviyatın fahişeleri'' diyor.

Evet '' beni isteyen beni arar,beni arayan beni bulur,beni bulan beni sever,beni seven bana aşık olur,bana aşık olana bende aşık olurum.Ben aşık olduğumu öldürürüm.Öldürdüğümün diyetini ödemem bana düşen onun karşılığında bizzat benim....''sırrında da ifade edildiği gibi ilahi aşk başkadır, bilmek başkadır, yaşamak daha da başkadır.

Yani tabiatta 'HAK' hareket demektir. Hareket faaliyet, faaliyette hayattır. Hayat şuurdur. Şuur en basit ifadesiyle düşünce ve sorumlu insan olmaktır.

Bir Zat'ın ifadesiyle; Rüyasında Allah Resulünü göremeyenlerin - ve sürekli haramla iç içe geçmişlerin, gıybetin göbeğinde oturanların- Mehdiyi beklemesi yok mu....

Zira nefsi emmare aşılmalıdır. Ve en başta da haram ve zina terk edilmelidir.  Kibir ve gıybet zinadan daha eşettir. Surette gıybet edenin hali hem burada hem diğer tarafta ''maymun suretinde iken''  gıybet edenlerin Müslümanlar içine fitne sokmasına hangi pencereden bakılmalıdır?..

Yani ''Zat, şuunat, sıfat, esma  ve efal-i ilahiye''... Her mertebeye göre görmek farklı, farklıdır.

Neden köstebek diyoruz..Çünkü köstebek manada hakikati göremeyen ''kör'' manasını temsil eder.

İbn-i Arabi Allah'ı 'esma' olarak görüyordu.

Eğer taşı taş, çiçeği çiçek olarak görüyorsan bir mürşid-i kamile mecbursun.

Latifelerin inkisara uğraması hakikatin görünmesine perdedir.

Kısacası, Mehdi'nin gelip gittiğini ve şimdilerde Mesihiyet devrinin yaşandığını anlamayanlara burada onlarca hadis ve ayetle cevap versek de yine anlamaya güçleri yetmeyecektir. ( Ayrıca diğer bir izaha göre Mehdi'nin üç dönemi vardır.Birincisi bitmiştir, ikincisi yaşanmaktadır. Ve Üçüncü dönemde gelecektir. Bunu böyle adlandırmakta mümkündir.( Yani üçüncü dönemde Mehdi'nin geleceği ismi de verilebilir) ama olayın burada çeşitli tasavvufi yönleri vardır. Ancak burada Mehdi, Mesih ve Zülkarneyn dönemleri demekte mümkündür..Yani bu bir sır'dır...Ve herkese açık değildir)

Zira kitabını okudukları şahsin gerçek vazifesini anlamayanlar -ya da göremeyenlere (kalp kararması mı) - demek gerekir bilemiyorum..Ancak gelecek altın devrin Mehdi değil  de, Zülkarneyn devri olabileceğini( diğer bir ifadeyle Mehdi'nin üçüncü dönemini) söylesem ihtimal onu da anlamayacaklardır.

Gerçi bunlar,  Hz.İsa'nın gelip Mehdi'nin peşine takılacağını da başka türlü anladıkları için şuan da bir tabiiyyetin olduğunu da anlamaları mümkün değildir.

Yani yıllarını verip de Mehdi'nin gelip gittiği gerçeğini kabul  etmek onlar için bir yıkıntı oluşturacağından - gerçeği kabul etmeleri- çok zor bir ihtimaldir.

Cübbeli'nin hocasına Müceddid demesi ve Müslümanlar arasına  cahilce fitne sokan ne yaptığını bilmez tavırları ile her akşam kızlarla muhabbet eden Adnan Oktar'ın aslında arasında bir fark yoktur.

Bilinmesi gereken en önemli nokta ''sırr-ı hakikatin'' her zaman ve herkese açılmayacağı gerçeğidir.

Bazıları Mehdi'nin kim olduğunu bilir. Bazıları Mesihiyeti kimin temsil ettiğinden haberdardır...Bazıları da...

Yani ehli-tarikin ifade ettiği gibi Hz.Mesih geldiğinde onu herkesin bilmesine gerek yoktur. Yakın çevresinin bilmesi yeterlidir...Vazifesini yapıp gittikten sonra hakikat erleri zaten onun yaptığı icraatlara bakarak kim olduğunu muhakkak bilecektir..Bilemeyenlerde zaten -bil-e-meyecektir-

Bir hikaye ile noktalayacak olursak...

''Sarayın sultanı riyazet ehlini -yani kırklar meclisini- bir gün yemeğe davet eder. Hayvaniyetten kurtulmuş ve ağzına zerre lokma koymamış mürşidleri bir odaya yerleştirir ve çıkar. Oda da bir süre sonra dairenin ortasına bir kuzu konulur, pilav salata...vs hazırlanır...

Mürşidler bunun bir sınav olduğunu düşünerek yemeğe dokunmazlar. Uzunca bir süre sonra sarayın sultanı gelir, direkt sofraya oturur ve kuzuyu yemeye başlar. Sultan biraz yedikten sonra kafayı kaldırır ey Allah dostları neden yemezsiniz der?

Mürşidler: Üstadım bunun bir sınav olduğunu düşünerek yemek istemedik. Hem riyazatta itikaf halindeyiz...

Sultan biraz dinledikten sonra cevap verir; Ey Allahın sevgili kulları, sizi bu meclise alan yani sizi bu daire içerisine sokan kimdir, bileti kimden aldınız deyince; Mürşidler, sizden efendim derler...

Sultan o zaman buyurun der ve bir süre sonra şu cümleyi söyler ''Hüner riyazet ehli olmak değil, asıl hüner yediğini ''NUR'' etmektir.''

NOT: Bu yazılanlardan sonra her zaman ki gibi birilerinin bizi bir yerlere mal etmeye kalkacağı -birilerinin kalemşörü olduğumuzu iddia edeceği aşikardır- Bu da çok normal'dir...Eşyanın-hakikatinden haberdar olmayan münafık görünümlü ve firavun zihniyetli düşmanlar, ne acıdır ki heran saldırmaya meyilli bir ruh hali içerisindedirler. Kaybetmenin vermiş olduğu düşüncesizlik ve zavallılık içerisinde oldukları için onları Allah'a havale edecek ve hidayetleri için de dua edecek, hesaplaşmayı da ahirete bırakacağız.

JLIB_HTML_CLOAKING

~~~~~~ ~~~~~~ ~~~~~~ ~~~~~~ HABERİ BEĞEN & PAYLAŞ ~~~~~~ ~~~~~~ ~~~~~~ ~~~~~~

http://www.yukleresim.com/images/24824848813363141175.gif

http://i52.tinypic.com/34j2a2f.gif

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim